Blog

Şifacı Medyumlar

ŞİFACI MEDYUMLAR

Şifacı Medyumlar – Şifacı Medyumluk Nedir, Kimler Şifacıdır…
Şifacı Medyumlar ; Medyum görünüşte tabiat üstü birtakım yollardan gerçek bilgi algılayabilen daha dar anlamda ise ruhlardan haber alabildiği kabul edilen kişidir.
Eski çağlardan beri cinler ve ruhani varlıklar medyumların aracılığı ile duygu ve düşüncelerini açığa vurur. Şifacı Medyumlar konusuna gelirsek, tüm bunlara ek olarak Medyum sıfatını taşıyan ve Medyumluk özelliklerini kendi bünyesinde toplayan kişinin “Şifa” yeteneği olması gereklidir. Yani bir Medyum aslında, Şifacıdır da… Bu Nedenle isimleri şöyle anılır: Şifacı Medyumlar …
Şifacı Medyumlar ve Şifacılık
Şifacılık; enerji akımlarından yararlanma sanatıdır.
Şifacılık; bitkilerden ve doğal taşlardan, en önemlisi ise insan ruhundan faydalanarak iyileştirme yöntemidir. Şifacı Medyumlar işte burada önem kazanır
Şifacılık; yaşamımızda ve tüm evrende bulunan, ancak biz insanların gerek görgü ve tecrübemiz, gerekse takip ettiğimiz metodlar nedeniyle kullanmakta yetersiz kaldığımız bazı kanunlardan, güçlerden yani evrenin enerjisinden yararlanmak demektir. Şifacı Medyumlar aynı zamanda Şifacı adını alarak yüzlerce yıl tüm kültürlerde saygın bir yer elde etmişlerdir.

Şifacı Medyumlar ve Şifacı
Gerçek bir şifacı, tedavi ettiği hastasının astral bedeniyle ileşitim kurarak, bu beden üzerindeki enerji merkezlerini harekete geçirerek şifa veren gerçek bir medyumdur. Yani diyebiliriz ki, Şifacı Medyumlar Gerçek bir şifacıdır.

Şifacı Medyumlar ve Anadolu
Yaşadığımız topraklar, hem doğunun, hem de batının bilgeliğini içinde barındırdığı gibi, değişik kültürlere, birden fazla medeniyete ev sahipliği yapmış ve bu hamurla yoğrulmuştur. Bu hamur, nice farklı bilgeliği, nice yap boz parçasını bir arada buluşturmuş ve bize büyük resmi göstermiştir. Bu resimde, Medyumluk vasfı olan insanlar, Şaman, Şifacı, Ocaklı, Şerbetli, Yadacı, Cindar, Görücü Analar, Lokman Hekim Yolundan Yürüyenler, Erenler ve Dedeler isimleri ve sıfatlarıyla tanımlanmışlardır. Hepsinin ortak noktası, misyonlarının aynı olması ve Medyumluk Özellikleri taşımalarıdır. Tüm bu özellikler onları Şifacı Medyumlar olma yolunda ilerletmiştir. Günümüze değin, her ne kadar farklı isimlerle anılsalarda, hepsi Medyum Özelliklerini kendi ruhlarında ve bedenlerinde toplayan insanlardır Şifacı Medyumlar …

Şifacı Medyumlar ve Şamanlık
ŞAMAN NEDİR, ŞAMANLIK NASIL OLUR?
Şamanın Türkçedeki karşılığı Kam’dır.Türklerin dini törenlerini yöneten kişidir Kam. Kam kelime anlamı olarak harekete geçiren, hareketli demektir. Kamçının vazifesi gibi Şaman yani Kam’da, dini törenler esnasında hareketlidir. Şaman içinde bulunduğu toplumu karşılaştıkları sorunlara çözüm yolunda harekete geçirir. Şamanın ana vazifesi, insan ve doğanın uyum içinde oluşunu sağlamaktır.
Şamanlık şaman olan bir babadan veya anneden çocuğa geçer. Şaman çocuğa şamanlıkla ilgili bilgiler verir, ne ile karşılaşacağını sorunları çözmek için ne gibi yollara başvuracağını anlatır. Gerisi çocuğun yeteneğine kalmıştır. Her isteyen şaman olamaz. Şaman olmak için mutlaka geçmiş ataları içinde şamanlık yapmış olanlar bulunmalıdır. Şamanın ruhlar dünyası ve yer altı dünyasına yapacağı gezilerde bu atalar ona yardım edecektir. Şayet bir topluluk içinde hiç şaman soyundan gelen kalmamışsa geçmişte yaşamış bir şamanın ruhu bu topluluk üyelerinden bir çocuğu seçer ve ruh bu çocuğu şaman olmaya zorlar. Şamanlık sadece erkeklere has değildir, kadın erkek ayrımı olmaz. Özellikle Kuzey Asyada kadın şamanlar da vardır. Bir anlamda Şifacı Medyumlar Şaman kültüründen de çımıştır.
Şaman, hastaları tedavi eder fakat şamanın tedavi ettikleri psikolojik rahatsızlığı olan kişilerdir. Şaman transa geçerek yeraltına inebilir, isterse şaman gökleri dolaşabilir. Ve yine şaman çok uzaklardaki yerlere bir an içinde gidip gelebilir. Örneğin şamanın düşmanların savaş için yola çıktığını görüp toplumunu uyardığı çokca duyulmuş bir olaydır. Yine Şamanın şaşırtıcı bir yeteneği de cinlerden bir bölük toplayarak düşman ordusu ve bu ordunun cinleriyle kendi cinlerini savaştırmasıdır. Şifacı Medyumlar ve Cinler konusunda ayrıca bu noktaya değineceğiz…
Şamanların baktığı şaman falı, şamanlıkta çok esrarengiz ve şaşırtıcı özel bir konum oluşturur. Duruma, soruna yada sorulacak olan soruya göre şaman falı çeşitlerinden biri şaman tarafından seçilir. Şaman, şaman falına başlamadan önce transa geçer belirlediği şaman falı yöntemini seçer. Şaman ruhlara ve cinlere danışarak şaman falını yorumlar. Geçmiş ve gelecekle ilgili şaman fallarında verilen bilgiler tam anlamıyla isabetlidir. Şamanlar asla yalan söylemeyen bir kişiliğe sahip olduklarından şaman falında hile ve yalan, aldatmaca yoktur. Böylece fal türleri arasında şaman falı en gerçekçi ve tutarlılığı en yüksek olarak birinci sıradaki mevcudiyetini korur. Şaman falıyla ilgili bilgiler gizlidir. Şaman falı şamanın ve geçmişte yaşamış şaman falı ustası şaman ruhlarının verdikleri bilgilerle bakılır. Şaman falının sırları çözülmeyi bekleyen binlerce yıllık bir bilmece gibidir. Şifacı Medyumlar ve Şaman Kültürü arasında sarsılmaz bir bağ vardır. Hatta denilebilir ki, Şifacı Medyumlar Şaman kültürünün bir parçasıdır.

Şifacı Medyumlar ve Şifacılık
ŞİFACI NEDİR, ŞİFACILIK NE DEMEKTİR?
Anadolu kültüründeki şifacıların birçok farklı çeşidi vardır. Her şifacının yöntemi farklıdır. Yine birçoğunda el verme ritüeline denk geliriz. Şifacı Medyumlar içinde el verme geleneği, ocaklılara nazaran daha farklı olmaktadır. Bu gelenekte, uyumlamayı yapan Şifacı Medyumlar aktaracağı kişinin elini tutar ve “Fatma ananın eli senin elin olsun” diyerek karşıdakinin ağzının içerisine tükürür ya da tükürüğünü ağzına sürer. Bu işlem sonrası “Fatma ananın ağzı senin ağzın olsun” denilir. Bu şekilde, kişiye Şifacı Medyumlar tarafından şifa gücü aktarılır ve artık belirlenen bir duayla (dua genelde sırdır, geleneksel olarak aktarılır) kişi üfleyerek veya üç kere hafif tükürerek (tü tü tü) şifa verebilir. Bu dualarla şifa vermenin yanı sıra, kem göz ve kötü varlıklar uzaklaştırılabilir.
Bir diğer Şifacı Medyumlar ise kurşun dökenlerdir. Bu kültür ilkine göre çok daha canlı ve aktiftir. Çevrenizi biraz araştırırsanız kurşun dökmek için el almış birilerine muhakkak denk gelebilirsiniz. Bazı gelenekler sadece bayanlardan bayanlara geçebileceğini söylerken, bazı geleneklerde böyle bir sınırlama yoktur. Var olan hastalığın veya negatif blokajın kurşuna aktarılması mantığını içerir. Kurşun dökme ritüeli birçok kültüre göre değişse de genelde şu şekilde yapılır:
Kurşunu döken kişi 3 İhlâs bir Fatiha okuyarak işe başlar. Gerekli duaları ve gerekli sayıdaki besmeleyi çekerek kurşunu eriteceği kaba koyar. Öte taraftan bir tasa yarıya kadar suyla doldurur. Bu işlemler yapılırken Nas, Felak, Cin ve çeşitli nazar duaları okunur. Ardından tas, bir tepsiye konur. Tepsiye çeşitli araç-gereçler konur. Bunlar çok değişiklik göstermekle beraber makas, iğne-iplik, çocuk ayakkabısı, toprak veya taş gibi şeyler olabilir. Ardından dualar eşliğinde kişinin üstünde tutulan suya, eriyen kurşun dökülür. Yine bazı geleneklerde bu dökülen sudan, hastaya biraz içirip, bu suyla kişinin elinin yüzünün yıkanması gerekmektedir. Bu işlem Şifacı Medyumlar tarafından yapılmaktadır. Bazı kurşun dökenler, bu şekilleri yorumlayarak fal bakarlar. Nazarı kimin değdirdiği, yakında nelerin beklediği gibi anlamlar çıkartılır.

Şifacı Medyumlar ve Ocaklı Olmak
OCAKLI NEDİR, OCAKLI OLMAK NE DEMEKTİR?
Ocaklama deyimi, bir Anadolu mistiğinin (genelde şifayla, görüyle ve bazı büyüsel formülle uğraşan yaşlıların) aileden gelen birine el vererek, ona sırlarını aktarmasıdır. Bu kişilere ocaklı denmektedir. Genelde yaşlı ocaklı, yeni doğmuş bebeği zeytinyağı ile kutsayarak, alın çakrasına enerji yüklemekte ve kendi büyüsel-görüsel yetilerini bebeğe aktarmaktadır. Burada okunan bazı dualarla zeytinyağı göz kapaklarına ve alnına dayanmakta ve nefes verilerek aktarım yapılmaktadır. Bu şekilde bir el verme işlemiyle kişinin ruhsal bağlantısı güçlenmekte ve ocaklayan Şifacı Medyumlar ve onlara ait tüm ruhsal hafıza ve yetileri, bir sonraki nesle geçirilmektedir.
İçerisinde birçok ruhsal ve tümtanrıcı geleneği de bulundurduğu için ocaklı Şifacı Medyumlar için “Anadolu cadıları” deyimi de kullanılmaktadır. Bunun sebebi büyüsel yöntemlerdir ve cadılık prensiplerine çok benzer kuralların olmasıdır. Ancak bu ruhsal ve tümtanrıcı gelenek İslami motiflerle süslenmiştir. Ortaya tam anlamıyla farklı bir kültür çıkmıştır.
Kültür incelendiğinde Kuran’dan bazı sureler ve ruhsal inançlarla bezenmiştir. Bunların yanı sıra bolca tekerlemeler mevcuttur. Mesela uygulamalar arasında bir taş parçasının üzerine ocaklı Şifacı Medyumlar tarafından bir tılsımın çizilmesi, sonra üzerine İhlâs ve Fatiha surelerini okuyarak, fırına atması gibi işlemler bulunmaktadır. Bazen de bu Kuran’dan bir sure yerine, hızlıca söylenen ve uyaklı tekerlemeler olmaktadır.
Yukarıda da verilen örnekte olduğu gibi bu sihirsel uygulamalar, antik geleneklerdeki cadılık uygulamalarını bize hatırlatmaktadır. Bunun en temel sebebi eski Şamanik gelenekten günümüze gelmiş bilgiler içermesidir. Kamanaların yöntemlerini taşımaktadır. Her varlığın bir ruhu olduğuna inanılır ve genelde bu kişilerin başlarında, her varlığın ruhuyla kolayca konuşabilen “ana” denen kişilerden bahsedilir. Bu “ana” denen kişiler biraz önce de söylediğimiz gibi genelde Anadolu cadılarının başlarıdır ve antik dinlerdeki Tanrıça formuna denk gelmektedir. Söylencelere bakarsanız bazı anaların bedenli mi bedensiz mi olduğunu anlayamazsınız. Bunlar her şeyi bilen bilge varlıklardır. Şifacı Medyumlar bir anlamda bir çok isim alarak nesilden nesile farklı görev ve misyonlarda geçiş yapmışlardır.
Bazı ocaklı kültürlerinde ise Fatma Ana’dan bahsedilir. Fatma Ana ve onun eli, tılsım niteliğindedir ve her derde devadır. Onun eliyle görür, onun eliyle her işlerini yaparlar. El vermenin sembolleştirilmiş halidir. Bu el, şifa verir, her şeyi görür ve bilgeliğin anahtarıdır. Fatma ana, Hz. Muhammed’in sırrını taşıyan kızıdır. Hz. Fatma, Anadolu kültürünün birçoğunda temel taş olmaktadır.

Şifacı Medyumlar ve Şerbetli Olmak
ŞERBETLİ NEDİR, ŞERBETLİ OLMAK NE DEMEKTİR?
Şerbetli deyimi halk arasında tüm zehirli böcek, akrep ve yılanlara karşı korunan anlamına gelir. Şerbetli Şifacı Medyumlar bu tür zehirli varlıklardan korunanlardır ve genelde bazı şerbetliler başkalarındaki bu zehirleri çıkarabilmekte ve diğer zehirli akrepleri kontrol altına alabilmektedirler. Halk arasında ocaklılarda olduğu gibi bir ritüele sahip olan şerbetlenme geleneği de atadan ataya geçer. Şerbetli Şifacı Medyumlar şerbetini yani elini bir başka akrabasına (torununa, çocuğuna) verir. Bu eli alan kişi, başkalarındaki yılan ve akrep zehirlerini çıkarabilme ve onları etkisiz hale getirebilme yeteneklerine sahiptirler. Şifacı Medyumlar genelde köydeki insanları bu şekilde şifalandırırlar ve zehri vücut içinde kontrol edebilirler. Anadolu’da hala çokça karşılaşılmaktadır.

Şifacı Medyumlar ve Yadacılık
YADACI NEDİR, YADACILIK NE DEMEKTİR?
Eski Türk ve gök tanrı inancında mevcut olan Yadacılar, kutsal bir taş olan ve elementleri kontrol edebilen Yada taşını kullanabilenlerdir. Yada taşı, yağmur ve kar yağdırma, fırtına çıkarma ve havayı kontrol etme gibi ilginç özellikleri olan mistik bir taştır. Bu yüzden birçok kültürde adı “yağmur taşı” olarak ta geçmektedir. Yada taşı, farklı şekilde tasvir edilen majikal bir taştır. Yada taşını kullanarak kehanette bulunan Şifacı Medyumlar “Yadacı” olarakta bilinmektedir.
Çin, Arap, Fars, Osmanlı kaynaklarında Türklere özgü bu taşla ilgili birçok kayıt yer almaktadır. İslam araştırmacısı olan İbn-ül Fakih’in tarihi kayıtlarında yer alan, Horasan Emiri İsmail b. Ahmet’in Ebul Abbas’a Şifacı Medyumlar ve Yada Taşı hakkında anlattıkları şu şekildedir:
“Yirmi bin kişi ile Türklere karşı savaşa çıktım. Karşımızda baştan ayağa kadar silahlı altmış bin Türk vardı. Bunlardan bir kısmı bizim tarafa geçti. Bunlar bize Türklerin iri dolu yağdıracaklarını söylediler. Bizde onlara: “sizin kalbinizden küfür hala çıkıp gitmemiştir, böyle işleri hiç bir insan yapamaz” dedik. Onlar: “Biz haber veriyoruz, sizi ikaz ediyoruz, onların tayin ettikleri vakit yarın sabahtır ama siz daha iyi bilirsiniz.” dediler. Sabah oldu. Korkunç bulutlar bizim üzerimizi kapladı. Herkes korktu. Müthiş dolu yağdı…”
Kaşgarlı Mahmut ise Şifacı Medyumlar ile ilgili şu deneyiminden bahsetmiştir:
“Özel bir taş olan Yat (Yada) ile rüzgar ve yağmur celbedilir. Bu iş Türkler arasında çok yaygın olup buna, Yagma boyu içerisinde bizzat tanık oldum. Orada bu işlem, bir yangını söndürmek için yapıldı. Tanrı’nın izni ile kar düştü ve yangın söndü..”
Yada taşının kökeni ile ilgili birçok görüş vardır. Kimi ezoterik araştırmacı bu taşın Atlantis’ten geldiğine inanmaktadır. Bazıları ise “gökteki atalardan gelen taş” tasvirinden dolayı Yada taşının, uzaylılar tarafından Türk’lere aktarıldığını düşünmektedir. Bunun dışında bazı İslami efsanelerde, Nuh peygamber üzerinde İsmi Azam’ın yazılı olduğu taşı oğluna verdiği ve oradan Türklere kadar ulaştığını söylemektedir. Bazı gelenekler ise bunu kurdun belli bölgesinden çıkarılan bir taş olduğuna inanmaktadır.
Fuat Köprülü, Mahmut B. Mansur un eserine dayanarak, yağmur taşı ve Şifacı Medyumlar için şu tasviri kullanmıştır:
Kolayca ufalanabilir, büyük bir kuş yumurtası kadar olup 3 türlüdür: Kırmızı beneklerle dolu beyaz toz renginde, beyaz temiz ve koyu kırmızı, yahut muhtelif renklerde. Şekli hakkında muhtelif fikirler vardır.
Bu yazılardan anladığımız kadarıyla taşın şekli nasıl olursa olsun ilginç bir şekilde Türklerle alakalıdır ve taşı herkesin kullanması mümkün değildir. Bu taşı kullanmak büyük yetenek ve sorumluluk gerektirir ve ancak Yadacı denilen kişiler tarafından yani bir tarafı Şamanlığa dayanan Şifacı Medyumlar tarafından kullanılabilmektedir. Ne kadar yağmur yağdırılacağı, havanın nasıl düzelteceği ve dengenin nasıl sağlanacağı tamamen Yadacının yani Şifacı Medyumlar maharetine kalmıştır.
Peki Yada taşı nasıl kullanılıyordu?
Taşla ilgili birçok teori olduğu gibi kullanımıyla da ilgili birçok görüş söz konusudur. Kurban verilip, kurban kanının sürüldüğü söylendiği gibi bazı görüşlere göre Yadacı Şifacı Medyumlar iki adet Yada taşını bir kaba doldurur suya batırarak birbirine sürter, sonra kaptan avuçla aldığı suyu etrafa serper, bir yandan da dualar okuyup Tanrıya yalvarırdı. Bu böyle aralıksız yedi defa tekrarlanırdı. Bazen de taş havada asılı tutulur ve asılı kaldığı sürece yağmur yağardı. Hangi yöntemin kullanıldığı bir sırdır ama şurası kesin ki, yöntemlerin hepsi aslında enerjilerin dönüşümüyle alakalıdır.
Su dolu kaba taşı koymak (su elementi) benzer olay benzeri meydana getirir yasası gereği yağmuru çekmek, suyu içerisinde birbirine sürttürmek (şimşekler, ateş elementi) yine aynı yasayla yağmurun unsurlarını tamamlamak ve suyu etrafa serpmek ise bu enerjisel yaratımı serbest bırakmak anlamına gelmektedir. Böylece Yadacının aslında yağmuru betimleyip, bu enerjiyi evrene saldığını varsayabiliriz. Benzer olay benzer olayı meydana getirir yasasıyla da bu tasviri yapılan yağmur, meydana gelmektedir. Bu noktada acaba Yada taşının sırrı Yadacı Şifacı Medyumlar içinde olabilir mi? Belki de bütün bu olayların enerji merkezi Yadacı Şifacı Medyumlar ol abilir ve Yada taşı sadece bir “katalizör” görevi üstlenebilir…

Şifacı Medyumlar ve Cincilik
Şifacı Medyumlar ve Cindarlık
CİNDAR KİMDİR, NASIL CİNDAR OLUNUR?
Bedensiz varlıklar ve onlarla iletişim eski Anadolu kültlerinde çokça geçmektedir. Gök – Tengri dininde ata ruhlara büyük saygı duyulurdu ve şamanlar onlarla irtibata geçebilirlerdi. Daha sonraki nesilde ise bedensiz varlıklarla görüşme yeteneğine sahip olma, bir ilim olarak aktarılmıştır. Bu öğretilere göre ulvi ruhlar (göğün ruhları) ve sufli ruhlar (yerin ruhları) vardır. Şaman yani bir diğer adı ile Şifacı Medyumlarbunlar arasındaki dengeyi sağlamakla yükümlüdür.
Anadolu kültüründeki, Cindar kelimesi Cinlere hükmedebilen anlamına gelmektedir. Bu kişiler Cincilerden farklıdır. Çünkü Cinciler, Cinleri kendi istekleri doğrultusunda çağırıp yoğun majikal çalışmalarla kontrol altında tutmaya çalışmaktadırlar ve genelde başarısız olmakta, ciddi obsesyonlara hatta posesyonlara sebep olabilmektedirler.
Cindarlar ise Cinlere hükmedebilme ve onlarla iletişime geçme konusunda “doğal bir yeteneğe” sahip olmaktadırlar. Bu yetenekler bazen el verme yöntemiyle geçmekte ve nesilden nesle farklı şekillerde aktarılmaktadırlar. Cindar olan Şifacı Medyumlar bu yeteneği seçmemiş olabilirler. Genelde çok rahat Cinleri görürler ve zorlanmadan onları kontrol altında tutup, kovabilirler. Rahatça onları toparlayabilirler ve başkalarına musallat olmuş Cinleri uzaklaştırabilirler bu Şifacı Medyumlar
Şifacı Medyumlar yani Cindarların çevrelerinde onlara bağlı onlarca hatta düzinelerce Cinler olduğu söylenir. Bir Şifacı Medyumlar Cindar öldüğünde var olan Cinleri nesilden bir sonraki kişiye geçer veya serbest kalarak özgürleşirler. Serbest kalıp kalmayacağını ya da nesilden nesle aktarılıp aktarmayacağını Cindar yani Şifacı Medyumlar belirler. Eğer Cindar öldükten sonra serbest kalmalarına izin verirse öldükten sonra Cinler özgür kalır, ancak bu konuda bir izin vermeden ölürse direk nesildeki bir sonraki kişiye geçer. Bu özgür bırakma konusunda bazı sakıncalar olduğu söylenegelmektedir. Zira uzun süre hapis hayatı yaşayan Cin, kişi ölüp özgür kaldığında, nesildeki diğer insanlara saldırma çabası içine girebilmektedirler.
Cindar Şifacı Medyumlar belki de Anadolu kültüründeki en karanlık geleneklerden biridir. Cindar Şifacı Medyumlar bu yüzden genelde yalnız kişilerdir ve her iki alemi de çok rahatlıkla görürler. Onlara göre Cinler alemi ve insanlar mevcuttur. Bu iki alem arasındaki geçişi rahatlıkla görebilmektedirler Cindar Şifacı Medyumlar

Şifacı Medyumlar ve Görücülük
GÖRÜCÜLÜK NEDİR, GÖRÜCÜ ANALAR KİMDİR?
Görücüler genellikle doğuştan bu yeteneğe sahip olmakla beraber, bir ocaklı olarak da bu yetiye sahip olmuş olabilirler. Görücülere de genellikle halk dilinde “ana” denir ve bilgeliğine saygı duyulur. Görücülük yada Analık yine Şifacı Medyumlar ile aynı anlama gelmektedir. Bir nevi, Şifacı Medyumlar yine burada da kendini östermiştir. İnsanların çevrelerindeki auraları görebildikleri gibi durugörü yetenekleri aşırı gelişmiştir ve sürekli olarak rüyalarında geleceğe dair önemli şeyleri görürler. Bunların yanı sıra “insanları okuyabilirler” yani insanlara bakarak onları detaylıca teşhis edip, sorunlarını açığa çıkartabilirler Şifacı Medyumlar
Anadolu kültüründe doğuştan gelen görücüler fal yöntemlerini kullanmazlar. Çünkü herhangi bir araca ihtiyaçları yoktur. Köyün bilge kadını konumundadırlar ve bir sorun olduğunda herkes öncelikle “ana”ya uğrar. Genelde ana, hissettikleri ve gördükleriyle tavsiyeler verir ve işin çözülmesini sağlarlar. Kaynakları doğrudan ilhamdan gelmektedir.
Analar gibi, bazı yörelerde kaderi okuyan dedelerden bahsedilir. Bunlar büyük bir kitaptan insanların kaderlerini okuyabilen, kimin nerde olduğunu, neler sakladığını, hazinelerin nerelerde saklandığını bilen insanlardır. Bazıları remil ve yıldızname gibi yöntemlerle görmektedirler. Buradan da anlaşılıyor ki, Şifacı Medyumlar Anadolu topraklarının her yöresinde kendini belli etmiş, farklı isimler altında Şifacı Medyumlar görevlerini aynı isim altında yerine getirmişlerdir Şifacı Medyumlar

Şifacı Medyumlar ve Bitkilerle Tedavi
Şifacı Medyumlar ve Lokman Hekim
LOKMAN HEKİM KİMDİR, LOKMAN HEKİM YOLUNDAN YÜRÜMEK NEDİR?
Önce Lokman Hekim kimdir, O’nu tanıyalım…
Lokman veya Lokman Hekim, Kur’an’da ve halk efsanelerinde bahsi geçen, hikmet sahibi olduğuna inanılan kişidir. Lokman Hekim’in İslam’a göre Peygamber olduğuna dair iddialar bulunmakla beraber İslam alimlerinin genel görüşü peygamber olmadığı yönündedir. Kur’an’da Lokman Hekim’den Lokman Suresi’nde bahsedilir. Allah tarafından Lokman’a hikmet verildiği belirtilir. Oğluna verdiği öğütler anlatılır.
Lokman Hekim’in ölümsüzlük iksirini bulduğu ancak formülü kaybettiğine dair efsaneler mevcuttur. Formülü nasıl kaybettiği ise değişik kaynaklarda degişik şekillerde anlatılır. Bir efsaneye göre içinde ölümsüzlük iksiri bulunan şişeyi köprüden geçerken düşürüp kaybetmiş, bir başka efsaneye göre ise eline yazdığı ölümsüzlük formülü yağmurda silinmiştir. Bir rivayete göre de iksir, Allah’ın emriyle Cebrail tarafından yokedilmiştir.
Anadolu inancında Lokman Hekim, tüm bitkilerle konuşabilen ve onların sırlarını öğrenebilen bir bilgedir. Bu sırlara Şahmeran’ın etini yiyerek ulaştığı dile getirilmiştir…
Bir rivayete göre Davud Peygamber Lokman’a bir koyun kesmesini ve kendisine en iyi yerinden iki parça et getirmesini söyler. Lokman koyunun yüreğini ve dilini getirir. Başka bir gün Davud peygamber kendisine koyunun en kötü yerinden iki parça et getirmesini söyler. Lokman yine yüreğini ve dilini getirir. Davud neden böyle yaptığını sorunca Lokman şöyle cevap verir:
“İyilik için kullanıldığında yürekten ve dilden daha iyi bir şey yoktur. Kötülük için kullanıldığında da yürekten ve dilden daha kötü bir şey yoktur.”
Kur’an’da Lokman:
“Andolsun biz Lokman’a: Allah’a şükret! diyerek hikmet verdik. Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her türlü övgüye lâyıktır. Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Doğrusu şiirk, büyük bir zulümdür, demişti.”
“(Lokman, öğütlerine devamla şöyle demişti): Yavrucuğum! Yaptığın iş (iyilik veya kötülük), bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa ve bu, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde bulunsa, yine de Allah onu (senin karşına) getirir. Doğrusu Allah, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır. Yavrucuğum! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçirmeye çalış, başına gelenlere sabret. Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir. Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş övünüp duran kimseleri asla sevmez. Yürüyüşünde tabiî ol, sesini alçalt. Unutma ki, seslerin en çirkini merkeplerin sesidir.”
Şifacı Medyumlar Lokman Hekim ve Şahmeran
Lokman Hekim bilgeliğine sahip olanların asıl ilgi alanı “bitkilerdir”. Bitkilerin sırlarına vakıftırlar ve bitkilerle konuşabilmektedirler. Her bir bitkinin ne işe yaradığını hem büyüsel hem de şifa amaçlı bilirler ve içsel olarak en doğru karışımları yaparlar.
Rivayetlere göre bu sırları, Şahmeran’ın etini yiyerek bitkilerin dilini öğrenen Lokman Hekim’den elde etmişlerdir. Anadolu inancında lokman hekim tüm bitkilerle konuşabilen ve onların sırlarını öğrenebilen bir bilgedir. Hikâye kültüre göre değişse de, lokman hekimin sunduğu bilgelik aynıdır; Bitkilerin sırlarını taşır ve bu sırları aktarmayı amaç edinir.
Bu bilgeliğe göre, her bitki kendisine ait bir bilinci taşımaktadır. Fiziksel görünümü de içerdiği bilgeliğin veya şifanın parçasını yansıtır. İşe yaramayan bitki yoktur sadece doğru kullanımı vardır. Kimisi kaynatılarak, kimisi balla veya ona göre bir macunla karıştırılarak, kimisi de taze olarak tüketilmelidir. Çok hassas bir konudur ve yanlış karışımlar çok ciddi zehirlenmelere sebep olabilmektedir.
Sadece bizim kültürümüzde bu bitkilere odaklı sistem mevcut değildir. Eski kültlerdeki sadece bitkilerle ve bitki Majisiyle uğraşan Hedgewitch ve Ayurveda’da bitki bilimiyle uğraşan gruplar bu kültürümüze benzetilebilir. Aynı şekilde bitkilerle konuştuğu söylenen Kızılderili bilgeliğiyle de çok benzerdir. Hatta bazı Psikedelik Şamanik öğretilerde, bu bitki karışımları (özellikle sanrılandırıcılar) kullanılmaktadır. Şifacı Medyumlar ismine her yerde rastlamamız mümkündür, farklı coğrafyalarda yada farklı isimlerde ismi hep aynıdır Şifacı Medyumlar
Halüsinojenik (sanrılandırıcı) bitkilerin doğru karışımlarıyla, evrensel boyutta yolculuk edildiği hatta bu sanrılara sebep olan bitkilerle konuşulduğu rivayet edilmektedir. Bu Anadolu dışındaki antik medeniyetlere göre, bu kilit sanrılandırıcı bitki ve mantarlar, bitkilerin ve evrenin sırrını öğrenmenin en kısa yoludur.
Anadolu’da da bu kültür hepimizin evinde ve ailesinde devam etmektedir. Hepimiz, annemizden, anneannemizden ya da babaannemizden, nane-limon kabuğu, elma-armut- tarçın çubuğu karışımı ve çeşitli oların karışımları gibi farklı tarifler duymuşuzdur. Özellikle Anadolu bitki çeşitliliği yönünden çok bereketli topraklara sahiptir. Neredeyse yetişmeyen bitki yoktur. Bu yüzden bu sırların, bu topraklar üzerinde devam etmesi gayet doğal gözükmektedir.

Şifacı Medyumlar ve Dedeler – Erenler – Ermişler
ŞİFACI MEDYUMLAR – DEDELER VE ERENLER – ERMİŞLER KİMDİR, GÖREVLERİ NEDİR?
Dede, deyimi daha çok alevi kültüründe geçen bir deyimdir. Dedeler, Alevi geleneğinde insan’ı-kamil seviyesine ulaşmış, bilge insanlardır. Tasavvufta ve ilimlerde derinleşmiş kişilerdir. Dedeler, nesilden nesile bir aktarım ile ilimlerini öğretirler. Bu yüzden dede torunları ancak diğer dedelerin torunlarıyla evlenebilirler. Ardından içlerindeki yetenekli kişi dede tarafından eğitilir. Farklı kerametlere sahip olan dedeler, bu geleneği sembolik hikâyelerle aktarırlar ve kapalı bir kültür içerisinde geleneği devam ettirirler. Alevilikte dinsel hiyerarşinin başında dede vardır. Dedelik dinsel yapının direğidir. Anadolu’da yaklaşık 800 yıldır demir asa, demir çarık ile köy, köy dolaşanlar Horasan Erenleri olan bu gönül dervişleridir.
Dede ocakları, geleneksel olarak soy ağaçlarını; İmam Musa-i Kâzım, Zeynel Abidin ve İmam Cafer Sadık yolu ile Hz. Ali’ye yani Ehlibeyt’e ulaştırırlar. Alevi toplumunda dinsel önderliği bağlı oldukları ocaklardaki dedeler yerine getirirler. Dedeler ve Erenler içinde Şifacı Medyumlar kavramını kullanabiliriz. Çünkü, Anadolu kültürlerinde aynı isimler farklı motifler halinde kullanıldığı gibi, Şifacı Medyumlar da farklı isimler altında aynı işlerine devam etmişlerdir: Şifacı Medyumlar olarak Şifa dağıtmak…
Alevinin dünyayı gelmesinden son yolculuğa, dek dinsel hizmetini dedeler ya da babalar yapar. İbadetlerini “yol erkanı” dedeler öncülüğünde yaparlar. Alevilikte dede; hem toplumsal önder, hem dinsel önder, hem de bilgeliği kişiliğinde toplayan çok yönlü yol gösterici karizmatik bir kişiliktir.
Türkler ve diğer topluluklar İslam’dan önce çok Tanrılı dinler dönemini yaşıyorlardı. Tanrılar arasında yer, gök, ay, güneş, su vb. vardı. Daha sonra animizmin etkisiyle olacak “Ocaklar kültü” oluşmuştur. Bir inanca göre; tüten ocaklar kutsaldır. Bu ocakları koruyan ruhlara inanış gereği, ocak hiç söndürülmeden yakılmalıdır. İşte bu nedenle yakılan ocaklar hiç söndürülmez. Ocak yakmak sevap, söndürmek günahtır. Ocak kültü, Anadolu’ya “horasan Erenleri; Dede Kargın, Abdal Musa, Geyikli Baba, Baba Resul, Garip Musa”larla taşınmış ve yaşamıştır. Ocak kültü bu ocaklar üstüne inşa edilmiştir.
Bu oluşum daha sonra “Soy ocaklarına dönüşmüştür” Bunların tekkeleri, ocakları, dergahları kurulmuştur. Anadolu’da halka bilgi veren halkı aydınlatan; “Benim Kabem İnsandır”, Çok keramet var insanda”, “Hak Ademde’dir” diyen, yeri gelince de Selçuklu’nun Osmanlı’nın zalim sultanlarına karşı halkı örgütleyip karşı koyan bu dede ocaklarıdır. Bunlar aynı zamanda bin bir baskıya karşı Anadolu Aleviliğini gizli saklı yollarla yaşatan eğiten, yeraltı üniversiteleridir.
İşte bu dede ocaklarından bazılarının adları; “Derviş Cemal Ocağı, Şah İsmail Ocağı, Baba Resul Ocağı, Barak Baba Ocağı, Taptuk Emre Ocağı, Ali Baba Ocağı vb.” dır. Soy ağaçlarının İmam Zeynel Abidin yolu ile Hz. Ali’ye ulaştığına inanılan bazı dede ocakları da şunlardır:
Ağuiçen Ocağı, Karapirvat Ocağı, Baba Mansur Ocağı, Karadonlu Can Baba Ocağı, Sarı Saltuk Ocağı, Kureyşan Ocağı, Hubyar Ocağı vb. gibi. Bu dede ocakları tarihte olduğu gibi bugünde Aleviler açısından birer dinsel çekim merkezi olarak varlıklarını sürdürüyorlar. Yola, erkana bağlı Aleviler mutlaka bir ocağa bağlı olarak dinsel yaşamını sürdürmektedirler…
Alevi Dedeleri arasında halen Şifacı Medyumlar ve Şifacı Medyumlar öğretilerine rastlamak mümkündür. Dede Ocaklarına bağlı olarak Şifacı Medyumlar hala varlıklarını sürdürerek Şifa dağıtmaya devam etmektedirler…

Erenler ve Ermişler ise tasavvuf ehli insanlardır ve Dedeler gibidirler. Farklı olarak, kendi yollarını tasavvufi kademeler ile öğretim yoluyla aktarılırlar. Herhangi bir nesilsel aktarıma gerek yoktur sadece bazı dervişlerin yolunda icazet kavramı vardır. İcazet, tasavvufta yetki vermek anlamına gelmektedir.
Eren, kendini Hak yoluna adayan ve bu yolda bir çok makamı aşarak bazı sırlara vakıf olan kimseye denir. Erenler Hak sırına vakıf olmuş, İnsan-ı Kamil mertebesine ulaşmış kişilerdir. Ancak günlük dilde Erenler kavramı karşıdaki kişiyi yüceltmek, dikkat çekmek, kırıcı olmadan uyarmak içinde kullanılıyor. Yine bilge, olgun, alim, inançlı kimselere de deniliyor.
Anadolu Kültüründe Şifacı Medyumlar her zaman çok önemli bir yere sahip olmuş, oldukça yüksek rütbelere ve mevkiilere getirilmişlerdir. Şifacı Medyumlar sadece bizim kültürümüzde değil, dünyanın öbür ucunda ki kızılderililerde ve hemen yanı başımızda ki atalarımız Şamanlarda kendilerini göstermiş, Şifacı Medyumlar olarak toplum içinde farklı isimlerde de olsa yer edinmişlerdir.
Şifacı Medyumlar ve Şifacı Medyumlar ile ilgili herhangi bir konuda sor, sorun ve görüşleriniz için iletişime geçebilirsiniz…

http://www.zeyneleroglu.com/medyum/sifaci-medyumlar