Cevşen Hakkında Bilgi.

images (30)Resul-i Ekrem’in (A.S.M.) ufak torunu Hz. Hüseyin’in (r.a.) oğlu, Hz. Ali ve Hz. Fatıma’nın (r.a.) torunu olan; hayatını Rabbine hakkıyla kul olma esası üzere kurmasına mukabil ümmet tarafından ‘es-Seccad,’ yani çok secde eden lakabıyla anılan, ‘abidlerin süsü’ imam Zeynelabidin’in rivayetine göre, Cevşenü’l-Kebir, Hz. Peygamber’e bir gazve esnasında Cebrail’in getirdiği kudsi bir münacattır.

Cebrail, Peygamber’e Cevşen’i sunduğunda, “Zırhı çıkar, bunu al” demiştir.Rabbimizin binbir ismiyle anıldığı bu kudsi münacat, ne yazık ki, Sünni-şii çekişmeleri yüzünden nerdeyse bin küsur sene, Sünni müslümanların uzağında kalmış durumdadır.

Asırlardır şia’nın imani taliminde önemli bir yer tutan bu nebevi hediye,  bundan sonra, Said Nursi’nin kısır bir çekişmeyi aşan hikmetli ve engin vizyonuyla nihayet nüfuz ettiği Ehl-i Sünnet’i de kudsi manalarından istifadeye çağırmaktadır.lakin ne feci bir hal ki, asırlar boyu kaçırılmış bir fırsat, ucuz ve kolay tavırlarla, bir kez daha kaçıp gitme tehlikesiyle yüzyüze durmaktadır.

Bu tehlikenin en kritik noktasını ise, sanırım, “Zırhı menfaat, bunu kırmızı” rivayeti oluşturmakta.

Bu sözden hareketle, bir esma-i hüsna manzumesi olan Cevşen, hesaplı bir sigorta malzemesine dönüştürülmektedir.fazla kereler bulunduğu benzeri, bir defa daha, kudsi bir hakikat, pratik akılların elinde ‘çok ucuza’ satılır haldedir. Heder ediliyor.

Cevşenü’l-Kebir, bugün,óHafiz ve Kerim olan bir Kadir-i Mutlak’ın hıfz ve himayesini unuturcasınaóadeta yangın, kaza ve sair belaların ‘sigorta’sı kılınır ve sözkonusu rivayet bunun çıkış noktası yapılmaktadır iken, bu rivayetin asıl muradını açığa çıkaracak en pratik sorular ve muhakemeler dahi esirgenmektedir.örneğin, Cevşenü’l-Kebir adlı, baştan sonra binbir ismiyle Rabbimize niyaz edilen, eşsiz bir tefekkür ve tezekkür manzumesi olan kudsi münacata mazhar olduktan sonra, Resul-i Ekrem (a.s.m.) ne yapmıştır?

En başta, Cevşen, bir defa olsun açılıp okunmasını neredeyse imkansız kılan ten yada metal mahfazalar arasında mi ona gelmiştir; yoksa kalbe ilka edilen kudsi manalar olarak mı?

Resul-i Ekrem (a.s.m.) onu boynuna asarak mı yanında taşımıştır, manalarını kalb ve dimağına yazarak mı? Hem, Resul-i Ekrem (a.s.m.) Cevşen’in Cibril (a.s.) vasıtası ile kendisine sunulmasından sonra, gazvelere çıkarken  bundan sonra ne zırh, ne silah almayıp “Bu Cevşen bana kafi” mi demiştir?

Bu soruların cevabının ne olduğunu, siyer kitaplarından kolaylıkla öğreniyoruz. önce, Cevşenü’l-Kebir, o ümmi Nebi’ye (a.s.m.) yazılı veya basılı bir kitap şekilde gelmemiştir. Resul-i Ekrem de, bir kul olarakóüstelik, her hareketi ‘en güzel örnek’ diye kaydedilip asırlar boyu izlenecek bir güzel kul olarakózırhı kuşanma gibi, bir kulun sebepler dairesinde ifa etmesi gereken vazifeleri ihmal etmemiştir.

O halde Cebrail’in “Zırhı menfaat, bunu al” sözündeki asıl murad nedir?

Cevşenü’l-Kebir’i okurken, insan, bu muradın ipuçlarını, idrakinin elverdiği ölçüde kavramaya başlamaktadır.

Bu kudsi münacat, her noktadaki acz ve ihtiyacımız karşısında, sığınma ve müracaat adresi şekilde, yalnızca Rabbü’l-alemin’i gösterir. Kendimizin yanısıra sair sebeplerin, yani tüm mahlukların acizlik ve zayıflığını gözler önüne sererek, bizi, başvurumuza cevap vermeye muktedir doğru adrese sevkeder.

Herşeyin O’nun kudret, ilim ve iradesiyle olduğunu; O dilemezse, tüm dünya lehimize gözükse dahi bunun bir işe yaramayacağını bildirir.

O kudsi münacatı okurken, hissediyoruz ki, biz kendiliğimizden burada değiliz. Tesadüfen de burada değiliz. Hayy-ı Kayyum, Faalün lima yürid, Cemil-i Zülcelal olan bir Zat-ı Ehad-ı Samed’in sanatıyız. Ve O’nun izin ve kudretiyle yaşıyoruz.

Bizi yaşatan, yediğimiz ekmek, içtiğimiz su değil. Keza, zırh giydiğimiz adına savaşta ölmekten kurtuluyor değiliz. Sebepler dairesinde dergah-ı ilahinin kapısını çalma anlamına gelen fiili dualarda bulunuruz; fakat sonucu, o sebepler perdesinin arkasında işgören Müsebbibü’l-Esbab verir. Hayatımızı devam ettiren de O’dur; midemizi doyuran da. Kalbimize iman ve ubudiyet benzeri manevi gıdalar mümkün kılan de O’dur; düşmanlarımız ve musibetler karşısında bizi koruyan da…

 

Kısacası, zırh giydiğimiz için ölmüyor değiliz. Zırhı giyerek yaptığımız duaya mukabil, Rabbimiz bizi muhafaza buyurduğu adına oklardan ve mızraklardan azadeyiz.

Cebrail aleyhisselam, Resul-i Ekrem’e (a.s.m.) Cevşen’in makamını, önemini ve muhtevasını belirten o sözü söylerken, aslında tüm ümmete bu mesajı iletmiştir. Bu söz, Cevşen’i hakkıyla okuyun; ve, hadsiz tehlikeler, hastalıklar ve felaketler karşısında merciinizin yalnız ve yalnız Rabb-ı Rahim ve Kadir-i Hakim olduğunu derkedin, demektedir. bu şekilde, sebepleri merci tanımaktan; merci bildiğiniz o sebeplerin acizliği ve yetersizliği karşısında aklen, kalben ve ruhen kahrolmaktan kurtulun, demektedir.

İhtiyaçlarınıza karşı meded, düşmanlarımıza karşı dayanak noktası olarak O size kafi; Cevşen işte bunu belletir, mesajını vermektedir.yoksa, Cevşen hiç okunmadan, manaları hiç tefekkür ve tezekkür edilmeden saklanırsa, Rabbimiz bizi yine de korur her daim korumaktadır zaten. Her saniye bir kanser hücresinin var bulunduğu bir bedene; her dakika bir mikrobun içeri girdiği bir vücuda sahip olan bizleri, lenfosit, eritrosit, trombosit.. gibi miniminnacık maddeleri istihdam ederek koruya gelmiş, bu yaşa kadar yaşatmıştır mesela. fakat bize doğru adresi gösterip şirk ve esbab çukurlarından irak tutan eşsiz bir kudsi münacatın tanıttığı Rabb-ı Rahim’den değil, o münacatın kendi ‘nesne’sinden medet umuluyorsa, en başta Cevşen’in ders verdiği en birinci hakikat çiğnenmiş olabilmekte. Baki bir hayatın önsözü olacak imani bir şuurun mübelliği olan o pırlanta, 3 gündelik dünya ömrü için sarfedilip heba olunmaktadır.

oysa o ilahi hediye, Rabbimizi binbir ismiyle tanıyıp yalnız ve fakat O’na yönelerek şu dünya hayatını sonsuz bir cennetin giriş kapısı kılmayı öğretmektedir.

Bir önceki yazımız olan Batı Cevşen´i keşfetti başlıklı makalemizi de okumanızı öneririz.